Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi
Bir anne öldü… Geride, annesinin yokluğuyla baş etmeye çalışan bir kız evlat kaldı. Şimdi bu genç kızın önünde yalnızca yas değil, ağır bir geçim mücadelesi de var. Annesinden bağlanacağı aylığın yarısını alacağı söyleniyor. Kirası ise 20 bin lira!
İnsan sormadan edemiyor: Annesini kaybeden bir evlat, hayata tutunabilmek için daha ne kadar mücadele etmek zorunda?
Üstelik söz konusu anne, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda memur olarak çalışmış, yıllarca bu kurumun hizmetini yürütmüş ve emekli olmuş bir kadın. Ömrünü çalışarak geçirmiş, emekliliğinde huzur bulmayı beklemiş. Ancak geride kalan kızının yaşadığı tablo, yalnızca bir ailenin dramı değil; sosyal güvenlik sistemimizi sorgulamamızı gerektiren ciddi bir meseledir.
YARISI MI, DÖRTTE BİRİ Mİ? ÖNCE BU SORUYA CEVAP VERİLSİN!
Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Vefat eden annenin emekli aylığının yarısının kızına bağlanacağı bilgisi, her durumda geçerli değildir.
SGK mevzuatında ölüm aylığının oranı, kişinin tabi olduğu kanuna ve hak sahiplerinin durumuna göre değişmektedir. Eski Emekli Sandığı mevzuatında çocuklar için genel oran yüzde 25 olarak düzenlenmiş; bazı özel durumlarda farklı oranlar öngörülmüştür. Dolayısıyla annenin hangi mevzuata tabi olduğu ve kızının hangi şartlarla hak sahibi sayıldığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu nedenle SGK’ye açık bir çağrım var: Bu annenin emekli aylığı hangi mevzuata göre hesaplanmıştır? Kızına hangi oranda aylık bağlanacaktır? Bu hesaplamanın gerekçesi nedir?
Vatandaş, annesinin ardından kendisine bağlanacak aylığın ne kadar olacağını tahmin etmeye çalışmamalı; açık, anlaşılır ve denetlenebilir bir cevap alabilmelidir.
20 BİN LİRA KİRA! GERİYE NE KALIYOR?
2026 yılında net asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlendi. Bu rakamın kendisi bile hayat pahalılığı karşısında geçinme tartışmalarının merkezinde.
Şimdi bir de annesini kaybetmiş, geliri sınırlı bir genç kadını düşünün. Aylık 20 bin lira kira ödüyor. Elektrik, su, doğalgaz, mutfak masrafı, ulaşım, giyim ve sağlık giderleri kapıda bekliyor.
Kira çıktıktan sonra elinde ne kalacak? Ayın geri kalanında nasıl yaşayacak? Ev sahibine ödeme yaparken mi annesinin yasını tutacak, markette temel ihtiyaçlarından vazgeçerken mi yarınını düşünecek?
İnsanın annesini kaybetmesi zaten ağır bir acıdır. Bir de annesinden kalan ekonomik güvencenin kendisini yaşatmaya yetmemesi, bu acıyı çaresizliğe dönüştürür.
Burada mesele, kimsenin çalışmadan geçinmesi değildir. Mesele, yıllarca çalışmış ve emekli olmuş bir kadının geride bıraktığı evladının, hayatın en zor döneminde temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamayacağıdır.
SGK KENDİ EMEKLİSİNE NE KADAR GÜVENCE SAĞLIYOR?
Asıl düşündürücü nokta şu: Eğer yıllarca SGK’de memur olarak çalışmış bir kadının emeklilik aylığı, kamuoyunda söylendiği gibi asgari ücret düzeyinde kalmışsa, burada ciddi sorular sorulmalıdır.
Elbette tek bir kişinin aylığına bakarak bütün emeklilerin maaşları hakkında kesin bir hüküm veremeyiz. Emekli aylıkları; hizmet süresi, derece ve kademe, prime esas kazanç, emeklilik tarihi ve tabi olunan mevzuat gibi birçok etkene göre değişir.
Ancak bu örnek, şu soruyu sormamıza engel değil: Yıllarca kamu hizmeti vermiş, üstelik SGK bünyesinde çalışmış bir memurun emekliliği, insanca yaşamaya yetecek bir güvence sağlayamıyorsa diğer emeklilerin hâli ne olacak?
Emeklilik, insanın çalışma hayatı boyunca verdiği emeğin karşılığında huzur bulması gereken dönemdir. Emekli, her ay kirasını nasıl ödeyeceğini, pazardan neyi eksik alacağını, ilaç parasını nereden bulacağını düşünerek yaşlanmamalıdır.
Bir zamanlar vatandaşa sosyal güvenlik hizmeti sunan bir memurun, emekliliğinde kendi geçim güvencesini sorgulamak zorunda kalması bile başlı başına düşündürücüdür.
SOSYAL DEVLET, VATANDAŞIN EN ZOR GÜNÜNDE BELLİ OLUR
Sosyal devlet, yalnızca kanun maddelerinde yazan bir kavram değildir. Sosyal devlet; eşini, annesini, babasını kaybeden insanın çaresizliğini görebilen, kira yükünü dikkate alan, ihtiyaç sahibini doğru tespit eden ve gerektiğinde elini uzatan devlettir.
Bu genç kadının durumuna yalnızca aylık bağlama oranı üzerinden bakılmamalıdır. Geliri, kira gideri ve yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Hak ettiği ölüm aylığı doğru hesaplanmalı; ayrıca belediyelerin ve sosyal yardım kurumlarının sunabileceği destekler araştırılmalıdır.
Çünkü kâğıt üzerinde hak sahibi olmak başka, o hakla gerçekten yaşayabilmek başkadır.
Buradan SGK’ye, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ve yerel yönetimlere sesleniyorum:
Bu genç kadının durumu incelensin. Hak ettiği aylık açıkça bildirilsin. Sosyal yardım imkânları değerlendirilsin. Barınma ve temel yaşam giderleri konusunda hangi desteklerden yararlanabileceği kendisine anlatılsın.
Kimseye ayrıcalık tanınmasını istemiyoruz. Yalnızca insan onuruna yaraşır bir yaşam için gerekli koşulların göz ardı edilmemesini istiyoruz.
Çünkü sosyal devletin gerçek sınavı, vatandaşın her şey yolundayken yanında görünmesi değil; hayatın bütün yükü omuzlarına çöktüğünde onu yalnız bırakmamasıdır.
Bir anne artık yok. Kızının hayatındaki boşluğu hiçbir maaş dolduramaz. Ancak doğru hesaplanmış bir hak, zamanında sağlanan bir sosyal destek ve insanca yaşamaya yetecek bir güvence, bu acının üzerine yeni bir çaresizlik eklenmesini önleyebilir.
Unutmayalım: Bugün bir başkasının yaşadığı bu dram, yarın bizim evimizin kapısını da çalabilir.
Ve son sözüm şu:
SGK kendi emeklisinin yıllarca verdiği emeği insanca bir emeklilik güvencesine dönüştüremiyorsa, geride kalan evlatlara hangi güvenceyi sunacağız?
Sosyal devlet diyorsak, bu sözün içini doldurmalıyız. Çünkü bir ülkenin sosyal devlet olmasının ölçüsü, yalnızca emekli aylığı bağlaması değil; o aylıkla insanın gerçekten yaşayıp yaşayamadığını da sorgulamasıdır.
