Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BİR SES SUSTU, ANADOLU TÜRKÜLERİ SUSMADI!

  Fethi KARADENİZ Bazı insanlar ölür, geride bir isim bırakır.

 

Fethi KARADENİZ

Bazı insanlar ölür, geride bir isim bırakır. Bazılarıysa sesini Anadolu’nun yüreğine emanet eder. Ruhi Su, işte o unutulmaz insanlardan biriydi.

Bir düşünün… Çocuk yaşta ailesini kaybetmiş, yoksulluğu tanımış, hayatın en sert yüzüyle karşılaşmış bir çocuk… Elinde ne büyük bir servet ne de arkasında güçlü bir aile var. Ama içinde hiç kimsenin elinden alamayacağı bir hazine taşıyor: İnsanların yüreğine dokunan bir ses!

O çocuğun adı Mehmet Ruhi Su’ydu. 1912’de Van’da dünyaya geldi. Çocukluğunun önemli bir bölümünü Adana’da geçirdi. Hayatın acısını küçük yaşta tanıdı. Belki de bu yüzden onun sesinde yalnızca müzik yoktu; hasret vardı, yoksulluk vardı, gurbet vardı, insanın insana duyduğu özlem vardı.

20 Eylül 1985’te İstanbul’da aramızdan ayrıldığında geride yalnızca plaklar, türküler ve besteler bırakmadı. Bir ömür boyunca yaşadığı acıları sanata dönüştürerek Anadolu’nun ortak hafızasına kazıdı.

Ruhi Su’yu anlamak için yalnızca türkülerini dinlemek yetmez. Onun sesinin arkasındaki hayatı da duymak gerekir.

Bir mahpusun yüreğinden bütün Anadolu’ya

Ruhi Su’nun hayatında öyle bir dönem vardır ki insan dinlediği türkünün ağırlığını daha derinden hisseder. 1952 yılında tutuklandı. Devlet Operası’ndaki görevi sona erdi. Özgürlüğünden, sahnesinden ve mesleğinden uzaklaştırıldı. Ancak sesini, sazını ve türkülere olan bağlılığını terk etmedi. Cezaevinde yaşadığı acılar, onun sanatında derin izler bıraktı.

İşte “Mahsus Mahal” böyle bir hayatın içinden yükselen, insanın yüreğini sızlatan eserlerden biri oldu.

Bir düşünün… Dışarıda hayat devam ediyor. İnsanlar sevdiklerine kavuşuyor, çocuklar babalarının elini tutuyor, analar evlatlarını bekliyor. Bir mahpus ise demir kapıların ardında sevdiklerini düşünüyor. Elinden her şey alınsa da hatıralarını, umudunu ve türküsünü korumaya çalışıyor.

Ruhi Su’nun sesinde insanı sarsan şey tam da budur. O, bir türküyü yalnızca söylemez; insanı alır, kendi hayatının acılarıyla yüzleştirir.

Belki de bu yüzden Ruhi Su dinlerken yalnızca bir sanatçıyı dinlemeyiz. Gurbetteki işçiyi, evladını bekleyen anayı, yoksulluğa direnen babayı, sevdiklerinden ayrı düşen insanı da duyarız.

Çünkü Ruhi Su’nun sesi, sesi duyulmayanların da sesiydi.

Opera sahnesinden Anadolu’nun bağrına

Ruhi Su, sıradan bir halk müziği yorumcusu değildi. Ankara Devlet Konservatuvarı’nın opera bölümünde eğitim aldı; Devlet Operası’nda önemli roller üstlendi. Klasik müzik eğitimiyle Anadolu türkülerini buluşturarak kendine özgü bir yorum geliştirdi. Yunus Emre’den Pir Sultan Abdal’a, Karacaoğlan’dan Köroğlu’na, Nâzım Hikmet’in şiirlerinden Kuvayı Milliye anlatısına uzanan geniş bir kültür dünyasını müziğe taşıdı.

Onun başarısı, türkülerimizi başka bir müziğe benzetmek değil, kendi özünü koruyarak daha güçlü bir biçimde duyurmaktı.

Ruhi Su, türkülerin yalnızca eğlence olmadığını gösterdi. Bir toplumun hafızasının, yaşanmışlıklarının ve vicdanının müzikle nasıl geleceğe taşınabileceğini kanıtladı.

1975 yılında kurduğu Dostlar Korosu da bu anlayışın önemli bir parçasıydı. O, türküyü tek bir sesin sınırlarından çıkarıp birlikte söylemenin, birlikte üretmenin ve ortak bir kültürü yaşatmanın aracı hâline getirdi.

Düşünün ki bir insanın sesi, yıllar sonra bile başka insanların seslerinde yaşamaya devam ediyor. İşte gerçek sanatın gücü budur.

Bir sanatçıya reva görülen sessizlik!

Ruhi Su’nun hikâyesi, Türkiye’nin sanat ve düşünce tarihi açısından da acı bir soruyu önümüze koyuyor: Bir ülke, yetiştirdiği bir sanatçının sesinden neden korkar?

Ruhi Su, siyasi görüşleri nedeniyle tutuklandı; cezaevinden çıktıktan sonra eski opera görevine dönemedi. Hayatını yeniden kurmak, sanatını sürdürmek için mücadele etti. İlerleyen yıllarda ağır hastalığına rağmen yurt dışında tedavi olabilmek için pasaport konusunda güçlüklerle karşılaştığı da biyografik kaynaklarda aktarılıyor.

Burada mesele, herkesin Ruhi Su ile aynı düşüncede olması değildir. Mesele, farklı düşüncelere sahip insanların da sanatlarını özgürce icra edebildiği bir ülkenin değerini anlayabilmektir.

Bir sanatçının siyasi görüşüne katılmayabilirsiniz. Söylediği her sözü benimsemeyebilirsiniz. Ama onun sesini susturmanın, toplumun kültürüne ve ortak hafızasına ne kaybettirdiğini düşünmek zorundasınız.

Sanatın büyüklüğü, herkese aynı şeyi düşündürmesinde değil; herkesi düşünmeye davet etmesindedir.

20 Eylül 1985… Bir sesin ardından kalanlar

Ruhi Su, 20 Eylül 1985’te İstanbul’da hayata veda etti. Fakat onun ardından türküler bitmedi. Kayıtları yaşadı, eserleri yeniden dinlendi, Dostlar Korosu geleneği sürdü. Ölümünden sonra da müziğiyle yeni kuşaklara ulaştı.

Bugün onu anarken yalnızca geçmişin büyük bir sanatçısını hatırlamıyoruz. Aynı zamanda kültürümüzü ne kadar koruyabildiğimizi, halk müziğimizi genç kuşaklara ne kadar aktarabildiğimizi ve sanatçılarımızın kıymetini yaşarken bilip bilmediğimizi de sorguluyoruz.

Gençlerimiz Ruhi Su’yu tanıyor mu? “Mahsus Mahal”in ardındaki hayatı biliyor mu? Anadolu türkülerinin, bir insanın bütün ömrünü anlatabilecek kadar derin olduğunu hissedebiliyor mu?

Bunlar yalnızca müzikle ilgilenenlerin soruları değildir. Bunlar, kültürünü geleceğe taşımak isteyen bir toplumun sorularıdır.

Çünkü geçmişini unutan toplum, yalnızca eski şarkılarını değil, o şarkıların içinde saklı insan hikâyelerini de kaybeder.

Son söz: Ruhi Su, yüreğimizin türküsü…

Bazen bir akşam sessizliğinde Ruhi Su’yu dinleyin.

Sesi odanın içinde ağır ağır yükselsin. Acele etmeyin. Bir türkünün sözlerinde durun. Belki çocukluğunuz gelsin aklınıza, belki yıllar önce kaybettiğiniz bir dost, belki bir daha göremediğiniz bir yüz…

Ve anlayın ki türküler, insanın söyleyemediği sözleri de taşır.

Ruhi Su’nun sesinde bir ömrün hüznü, Anadolu’nun direnci ve insanın özgürlük özlemi vardı. Onun sesi ne yalnızca geçmişin sesiydi ne de bir dönemin hatırası…

O ses, bugün de bize insanı, vicdanı, sevgiyi ve özgürlüğün kıymetini hatırlatıyor.

Ruhi Su artık aramızda değil. Ama Anadolu’nun bir köyünde yakılan türküde, bir annenin iç çekişinde, bir gencin elindeki bağlamada ve dostların hep bir ağızdan söylediği ezgide yaşamaya devam ediyor.

Bir insanın ömrü sona erebilir. Sesi bir gün susabilir. Ama yüreklere dokunmuşsa, söylediği türkülerin ömrü kendisinden uzun olur.

Ruhi Su, bize bunu öğretti.

Işıklar içinde uyu büyük usta… Sen türkülerini söyledin. Şimdi sıra bizde: O türküleri unutturmamakta!

Araştırma notu: Yazı hazırlanırken Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği’nin biyografisi ile Ahmet Yesevi Üniversitesi Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’ndeki biyografik bilgilerden yararlanılmıştır.