Oysa bazı imtihanlar vardır ki cevabı bellidir. Yanlış yapma lüksümüz yoktur. Susulacak yerde konuşmak değil; konuşulacak yerde susmak insanı felakete sürükler. Ses çıkarmamız gereken yerde susuyor, feryat etmemiz gereken yerde “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” anlayışıyla kendi köşemize çekiliyoruz.
Bilmeyerek yapılan yanlışla bilerek yapılan yanlışın hesabının aynı olmayacağını hepimiz biliriz. Bu yüzden, yaşananlara rağmen sessiz kalmanın vebali daha da ağırdır. Bu acziyetin hesabı nasıl verilir, doğrusu bilemiyorum.
Peki, bu son acizliğimiz nedir?
Terör devleti İsrail; çocuk, kadın, yaşlı demeden evlerinden alarak hapse attığı 12.000 masum Filistinlinin idamına karar verdi. Bu karar, yalnızca bir hüküm değil; apaçık bir soykırım ilanıdır.
Peki dünya ne yaptı?
İnsanlık, bu alçakça karara kulaklarını tıkadı. İnsan hakları savunucuları sustu, uluslararası kuruluşlar sessiz kaldı, güçlü devletler her zamanki gibi üç maymunu oynadı. Daha acısı ise sözde Müslüman devletlerin yöneticileri, bu vahşet karşısında dahi kıpırdayamadı.
Bir düşünün…
Bir sabah, daha olup bitenin anlamını kavrayacak yaşa gelmeden bir çocuk annesinin dizinin dibinden koparılıyor. Hapse atılıyor. Uyduruk bahanelerle sözde yargılanıyor ve sonunda idama mahkûm ediliyor.
Şimdi tam tersini düşünelim…
Gecenin bir yarısı, süt emzirdiği evladının yanından bir anne alınıyor. Aynı senaryolar, aynı sahte suçlamalar, aynı göstermelik mahkemeler… Sonuç yine aynı: idam.
Anneler evlatsız, evlatlar anasız bırakılıyor.
Nişanlı gençler hayata dair hayaller kurarken nikâh masasına gidecekleri yerde idam sehpasına götürülüyor. Umutlar daha yeşermeden boğuluyor. Bir milletin geleceği, bir milletin çocukları göz göre göre yok ediliyor.
Dünyayı aptal yerine koymuş bir sistem var. Sanki adalet işliyormuş gibi kendi yaptıkları cani yasalarla önce yargılıyormuş gibi yapıyorlar, sonra da idama hükmediyorlar.
Bu mudur adalet?
Hayır… Bu adalet değil, katliamdır. Bu, modern çağın en açık soykırımıdır.
Küçük bir yapı, büyük bir zulüm
Yeryüzündeki birçok devletle kıyaslandığında hacim olarak bazı ülkelerin vilayetlerinden bile küçük olan bu terör yapılanması, 12.000 masum insanın idamına karar verecek kadar cüretkâr hale gelmiştir. Daha acısı, bu cüreti ona veren şey sadece silahı değil; karşısındaki sessizliktir.
Çünkü zalim, suskunluktan güç alır.
Bırakın insan hakları örgütlerini ve uluslararası kuruluşları; Müslüman devletlerin kukla yöneticileri bile bu vahşete ses çıkaramıyor. Kimi korkuyor, kimi menfaatini kaybetmek istemiyor, kimi ise koltuğunu…
Bu sadece ümmet meselesi değil, insanlık meselesidir
Bu mesele yalnızca Müslümanların meselesi değildir. Bu, doğrudan insanlık meselesidir. Ancak biliyoruz ki küfür tek millettir. Tarih bize göstermiştir ki kâfire güvenilmez ve onunla aynı yolda yürünmez. Zulme karşı mazlumdan yana olmak ise bizim inancımızın gereğidir.
Bizler, iman ettiğimiz değerlerin gereğini yerine getirmekle mesulüz.
Fakat dönüp kendimize baktığımızda acı bir gerçekle karşılaşıyoruz: Bizler de ancak cılız kınamalarla yetiniyoruz. Söz konusu Müslüman kardeşlerimiz olduğunda sesimiz kısılıyor, yalnızca kendi çevremizin duyacağı kadar konuşuyoruz. Oysa zulüm haykırmayı gerektirir.
Söz konusu kâfir olduğunda ise kınamayı bile yüksek sesle yapıyoruz. Bu ise samimiyetimizi sorgulatır. Bu hâl hayra alamet değildir.
Zulme sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır
Zulme karşı sessiz kalmak zulme rızadır. Tarafsızlık ise zulme ortaklıktır. Bugün sessiz kalanların, yarın aynı zulümle yüzleşmeyeceğinin garantisi yoktur.
Bugün Filistin’de idam sehpasına götürülen masumlar, yarın bizim çocuklarımız olabilir. Bugün alınan anneler, yarın bizim annelerimiz olabilir. Bugün susturulan bir ümmet, yarın tamamen yok edilmek istenen bir ümmet haline gelebilir.
Son söz: Bu hesabı nasıl vereceğiz?
Bugün konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız?
Bugün tepki göstermeyeceksek ne zaman göstereceğiz?
Bugün mazlumun yanında durmayacaksak hangi gün Allah’ın huzuruna yüzümüz ak çıkacağız?
Bunca sessizliğin, bunca umursamazlığın, bunca korkaklığın hesabını Allah’a nasıl vereceğiz?
Unutmayalım: Zalim kadar, zalime sessiz kalan da suç ortağıdır.
Ve unutmayalım: Bu dünyada susarak kurtulanlar, ahirette hesap vermekten kurtulamayacaktır.
