Adnan ONAY
Muhafazakarlık dindarlığı da kapsayan bir büyük çatı. Ülkeden, ülkeye farklı görünümleri var.
Ülkemizde, muhafazakarlık (ağırlıklı olarak) dine yakınlığı olan kitlelerden oluşmakta. O nedenle Türk muhafazakarlığına rengini veren şey yerleşik din algısıdır, “‘öteki’ne göre dine yakın duranlar/dindarlardır. Kimileri buna ‘sağcılar’ dese de solun büyük bir kesimi de bunun içindedir..
Bu geniş kitlenin çoğunluğunda iki ana sorun var; şartlı düşünme ve düşünememe..
-Şartlı düşünenenler, düşündükleri şeyleri, düşünemeyen kitlelerin kalıbının dışına çıkarmamaya özen gösterirler. O nedenle; yazdıkları, söyledikleri şeyler, geliştirilmiş tekrarlardır..
-Diğer çoğunluk ise düşünmeme halinden memnundur ve her şeyi duyup, işittikleri üzerine inşa edecek derecede cehaletlerini geliştirmişlerdir..!
İslam ülkelerinin çoğunda bu tablo hakimdir.
O nedenledir ki, bu ülkelerde reformlar olmaz, sistemler yenilenemez. Buna ihtiyaç da duyulmaz..
Hindistan’da olduğu gibi; mantıktan uzaklaşan din, toplumda ne kadar yaygınlaşırsa, toplum o derece reformdan, yenilikten uzak olur. Bir grup insan ileri teknoloji alanında mesafe alsa da, bu durum zihniyet değişimine zerre etki etmez..
Özet olarak; Batı aydınlanması öncesindeki tablo, daha yumuşak haliyle islam dünyasını sarmış durumda.
Uzun yıllardır; Zihinler, din soslu bir garip muhafazakarlığın esareti altında…
